Bir gün… güneş tam kararında, hafif rüzgâr yaprakları okşuyor.
Canberk Öztürk, Tuna, Arda ve Ege pikniğe gitmeye karar veriyor.

Normal insanlar pikniğe gider, mangal yapar, top oynar.
Bunlar? Laptop getiriyor.
Çimenlerin üstüne örtü seriliyor. Termos açılıyor. Ama Canberk baba derinlere bakıyor… ufka değil, fırsata bakıyor.
“Evlatlarım,” diyor, “bugün size sadece sucuk ekmek değil… sistem kurmayı öğreteceğim.”
Tuna hemen atlıyor:
“Baba aç mıyız?”
Canberk: “Açsınız… AM’a satışa.”

Arda çayı doldururken soruyor:
“Bugün ne öğreniyoruz?”
Canberk hafif gülümsüyor. Laptopu açıyor.
AutoDS paneli ekrana yansıyor.
“Bakın,” diyor, “ürün aramak kader değildir… stratejidir.”
Ege (tabii ki içimizde en derin bakan) sessizce izliyor.
O an rüzgâr duruyor sanki. Kuşlar bile dinliyor.

Canberk baba devam ediyor:
“Trendleri yakalayacaksınız. Rekabetten korkmayacaksınız. Ve en önemlisi…”
Bir duraksıyor…
“…ürünü değil, insanın içindeki ihtiyacı satacaksınız.”
Tuna hâlâ aç.
“Baba peki yemek?”
Canberk bakıyor:
“Satış gelince yersiniz.”
Arda bir ürünü inceliyor:
“Bu tutar mı?”
Canberk gözlerini kısıyor:
“Test etmeden bilemezsin.”
Ve o gün…
çimenlerin üstünde sadece piknik yapılmadı.
Bir şey doğdu.

Üç oğul…
Artık sadece arkadaş değil.
Artık AutoDS’te ürün kovalayan, gece reklam test eden, sabah conversion rate düşünen yeni nesil savaşçılar.
Güneş batarken Canberk baba son cümlesini bırakıyor:
“Bir gün… siz de başkalarına öğreteceksiniz.”
Ege içinden geçiriyor:
“Baba… biz zaten öğrendik.”